“Biyolojik İktidara Giderken Yerel Seçimleri" yazımızda fikri hâkimiyete giden yoldan bahsetmiştik.
Vakit hayli geçti…
Sayın Erdoğan'ın bu hafta bahsettiği FİKRİ İKTİDAR söylemi ile örtüşen düşüncelerimiz önemli bir noktanın göz ardı edilmediğini gösterdi.
Meselenin siyasi ve ekonomik taraflarını bir kenara bırakarak sadece ilmi yönüyle değil, sosyolojik yönüyle de baktığımızda, toplumların devletleşmeye giden varoluş serüveninde FİKRİ İKTİDARIN ne kadar önemli bir nokta teşkil ettiğini görüyoruz.
Eğer fikriniz varsa, Devlet olarak varım diyebilirsiniz.. Fikriniz, değer yargılarınız yoksa siyasetinizde yoktur, vizyonunuzda, amacınızda yoktur.. başıboş bir topluluk olursunuz….
Birileri isterse sokağa döker, isterse silah verir savaştırır, isterse kendi halkına bombalatır…
Fikri iktidarımız olmadığı zaman nasıl sonuçlar ortaya çıkar?
İDARİ OLİGARŞİ diye bir kavram vardı. Yani iktidar olsanız da idarede söz sahibi değildiniz veya sözünüz idareye geçmiyordu. BU NEDENLE FETÖ GİBİ bir bela devletin içinde ahtapot gibi kollarını yerleştirebiliyordu.
Fikri iktidarınız olmadığı zaman, her gece bir mekanda ahkam kesen, çalışmayı unutmuş başarmayı bilmeyen, mücadeleyi kavga zanneden bir topluluk olursunuz.. vefayı, kardeşliği, birliği, beraberliği mutluluğu paylaşmayı bencilliğe tercih etmiş bir nesil olursunuz..
Fikri iktidarınız olmadığı zaman, okullarınızda yetişen öğrencileriniz birer terörist olur. Devletin yetkisini ele geçiren PARALEL DEVLET olur çıkar. Millet menfaatleri için kendisine verilen makam ve mevkileri, peşkeş çeken, ekmek yediği kapıya ihanet eden basiretsiz, nasipsiz, hiçbir eksiği olmadığı halde iki gözü iki çeşme ağlayan şükürsüz, iktisatsız, kanaatsiz bir toplum olursunuz..
Fikri iktidarın delindiği ilk noktada siyasi partiler oldu.
Ak Partinin emek verenleri yerlerini Akp'lilere kaptırdı. İktidarın en güzel nimetlerini, onlar yemeye başladı. Hemde hiçbir emek vermeden, gözyaşı dökmeden, uykusuz kalmadan….
Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu cumhuriyeti bölmeye parçalamaya gayret eden, askere, polise kurşun sıkanlar, destekçileri, destekçilerin destekçileri, avukatlıklarını yapanlar da; Kurucu bir partinin içinde en üst sıralarda ulusal kodlardan sıyrılarak emperyal fikirlerin sözcüsü olabildiler..
Harici fikir ve akımlara kol kanat açıp sonradan milliyetçiğin literatürünü yeniden yazanlar sahnelerde yer aldılar…
Fikri iktidarınız olmadığı zaman koynunuzda yılan besliyor gibisiniz…
'Fikri Bir Buhranın İçinde Çırpınıyoruz' diye dert yandığınızda etrafınızda Brutus'lar çoğalmış, ülkeyi ben yönetiyorum diye düşünürken, Birde bakmışsınız ki Brutus'lar sizin ilke ve prensiplerinizin dışında bir yelpaze açmışlar.
Her alanda bu dönek ve ikiyüzlü, samimiyet ve sadakat duygularını taşımayan nasipsiz insanları görmeniz mümkündür?
Suç kimde?
Osmanlı'dan Cumhuriyete ülkemizin bu süreçte yaşadığı tartışmaların merkezinde hep geleceğimizi nerede arayacağımız sorusu fikri iktidarın temel hedef olmalıydı…
“Kendimizi Kontrolsüz Bir Batılılaşma Fırtınasının İçinde Bulduk”
Batılı gibi olsak da Batılıların gözünde hiçbir zaman biz batılı değildik. Şarkttan da kopmuştuk… Sahiden yönümüz neresiydi..
Menfaatlerimiz, hedeflerimiz, amaçlarımız ne kadar bizcildi…
Hürriyet içinde yaşıyorduk... Bağımsız ve özgürdük.. . Öyle zannediyorduk belki de..
Ama nereye kadar özgürdük? Nereye kadar Hür?
Batılı dostlarımızın bize emrettiği veya uygun gördüğü yere kadardı.. Değil mi?
Bizim varlığımızı kimler kabul ediyor? Daha önce deli gömleği giydirenler mi?
Bizi daha önce parçalayıp bölüp yutanlar mı? Bizi birbirimize düşman edip, yıllarca birbirimize karşı kin ve nefret tohumlarını ektirenler mi?
Evet… batı Fikri İKTİDAR ve hakimiyetinin eseri buydu…
Bugünkü temel kavganın sebebi de bu değil mi?
Batının bize emrettiği yerde artık duramıyoruz. Kabuklarımızı kırdık, çevremize duyarlıyız. Siyasi ve ekonomik olarak bağımsız kararlar alıyoruz ve hiç kimseyi takmıyoruz…
Kendi özgüvenimiz geldi.. daha güçlü ve daha ciddi işlerin peşindeyiz..
Abd, Rusya, Fransa, Yunanistan, ne düşünür, demiyoruz. Menfaatlerimiz jeostratejik önemimiz, faydalarımız, menfaatlerimiz neyi gerektiriyorsa onu yapıyoruz…
Türkler kendine geliyor ve artık bende varım diyoruz? Bensiz oyunları bozarım diyebiliyoruz..
Artık Batının FİKRİ İKTİDARI bitmiş, MİLLİ FİKRİ İKTİDARIN yolu açılmıştır…
Mesela Kıbrıs'ta Mustafa Akıncı isminde bir zat ı şaşkınlıkla izleyenlerden biriyim. Bir memlekette bu kadar hain, işbirlikçi, emperyal fikirli, bu kadar yüksek makamlara gelen olabilir mi?
Demek oluyor ki; fikri iktidarımız ya yok, ya da çok zayıf.
Düşünsenize, o kadar katliamlar, o kadar eziyetler ve işgal görmüş bir KIBRIS.. Vatan toprakları vermenin mübah olduğunu söyleyen bir Cumhurbaşkanı adayı % 45 oranında oy çıkarabiliyor. Pratikte enosis temelli bu fikri hangi Kıbrıs Türkü, hangi Müslüman kabul edebilir?
Fikri iktidarınız olmadığı zaman işte böyle neticeler çıkabiliyor..
Mesela Kürt halkını savaşa zorlayan Kürt gençlerini Amerikan emperyalizmi, Amerika'nın bölgesel çıkarları uğruna öldürten bir siyasi düşünce hangi FİKRİ İKTADARIN ürünü..
Her alanda bir fikirsizlik mi var…
Fikri iktidar problemi sadece siyasal iktidarın değil, bu bütün siyasi partilerin sorunudur. Bütün sivil toplum örgütlerinin sorunudur..
Boşanma oranlarının %80 lere vardığı, karşılıklı sevgi saygı ve muhabbetin bittiği, nefret tohumlarının ekildiği uçuruma doğru giden bir milletin sorunudur.
Alın size İstanbul Sözleşmesi? Bulgaristan ve Romanya parlamentolarından geçmeyen bu sözleşme, maalesef Muhafazakar ve milliyetçi Türk parlamentosundan geçmiştir.
Demek ki Brütus'lar işbaşında.
Devletle milletin kaynaşmasının en büyük ayakları olan Sosyal devlet politikaların en büyük yansıması olan Hazine Maliye Vergi daireleri, belediyeler, kamu iktisadi teşebbüsleri, gelir İdaresi Başkanlığı , Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, aklınıza gelen bütün bu idareler.. Valilikler, kaymakamlıklar Fikri iktidarın Halka dokunduğu YERLERDİR…
“Geçmişe dair bir fikriniz yoksa geleceğe dair de bir sözünüz olamaz”
Her konuşmayı her eleştiriyi her sorgulanmayı Dar siyasi kalıplar içinde küçücük bir yere oturtmanın ne bireylere, nede topluma ne de ülkeye bir faydası yoktur.
Fikir bize, sanatta lazımdır, fikir bize edebiyata lazımdır, fikir bize ticarette lazımdır, fikir bize arkadaşlıkta lazımdır, fikir bize ailede lazımdır, fikir bize kardeşlikte lazımdır.
Bizi biz yapan Osmanlıdan başlayıp Cumhuriyetle kucaklaşan MİLLİ bir Fikri İKTİDARA ihtiyacımız ekmek su gibi var..
Ya sizin.